İçeriğe geç

İsrail-Filistin Savaşı neden çıktı ?

İsrail-Filistin Savaşı Neden Çıktı? Tarihsel Bir Perspektif

Geçmişin derinliklerine inmeyen bir zihin, bugün yaşadıklarımızı tam anlamıyla kavrayamaz. İnsanlık tarihindeki her çatışma, yalnızca o anki toplumsal yapının değil, çok daha geniş bir tarihsel birikimin ürünüdür. İsrail-Filistin savaşı da bunun canlı bir örneğidir. Bu çatışma, yalnızca bir toprak meselesi değil; uzun süredir biriken etnik, dini ve siyasi gerilimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Savaşın nedenleri, yalnızca 20. yüzyılın ortalarında değil, çok daha önceki yüzyıllarda kök salmıştır.
İlk Dönemler: Osmanlı ve Filistin’deki Yahudi Göçü
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi ve Filistin’in Durumu

Filistin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1516’dan 1917’ye kadar büyük bir bölgeyi kapsayan yönetim altındaydı. 19. yüzyılda Filistin, etnik olarak Arap nüfusun hakim olduğu, büyük ölçüde tarım yapan bir bölgeydi. Osmanlı yönetimi altında Filistin, iç karışıklıkların az olduğu, kültürel çeşitliliğin ve dini hoşgörünün ön planda olduğu bir yerdi. Ancak bu dönem, Yahudi göçlerinin Filistin’e başladığı yıllara denk gelir.
Siyonizm Hareketinin Yükselmesi

Siyonizm, 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da etkisini gösteren bir hareketti. Yahudiler, Avrupa’da gittikçe artan ayrımcılığa ve antisemitizme karşı bir yurt kurma fikrini savundular. 1897 yılında, Theodor Herzl’in öncülüğünde düzenlenen ilk Siyonist Kongre, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması hedefini ortaya koydu. Yahudi göçü hızla arttı ve bu durum, bölgedeki Arap nüfusu arasında kaygılara yol açtı. Filistin’deki toprakların artan bir şekilde Yahudi nüfusuna geçmesi, Osmanlı yönetimi ve yerel Arap halkı arasında gerilimleri artırmaya başladı.
Birinci Dünya Savaşı ve İngiliz Mandası
Filistin’in İngiliz Yönetimine Girmesi

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte Filistin bölgesi İngilizler tarafından işgal edildi. İngiltere, 1917 yılında Balfour Deklarasyonu’nu yayımlayarak, Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasına desteğini açıkladı. Bu durum, Arapların tepkisini çekti. Bir tarafta Yahudi nüfusunun artışı, diğer tarafta Arap nüfusunun bağımsızlık talepleri, bölgede büyük bir gerginliğe yol açtı. Filistin Arapları, İngilizlerin ve Yahudilerin bu işbirliğine karşı çıkarken, Yahudi nüfus ise kendi devletlerini kurma yolunda kararlı adımlar atıyordu.
Arap Direnişi ve İlk Çatışmalar

1920’lerde ve 1930’larda, Filistin’deki Arap halkı İngiliz yönetimine karşı pek çok ayaklanma gerçekleştirdi. 1920’lerdeki Nebi Musa Ayaklanması, 1929’daki Hebron Katliamı gibi olaylar, Arapların, bölgede artan Yahudi yerleşimlerinden duyduğu kaygıyı ve öfkeyi gösteriyordu. 1936-1939 yılları arasında ise Filistin Arapları, İngilizlere ve Yahudi göçmenlere karşı büyük bir genel grev başlattılar. Bu dönem, aynı zamanda Arap milliyetçiliğinin şekillendiği bir zaman dilimi oldu.
İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası: Birleşmiş Milletler ve İsrail’in Kuruluşu
Holokost’un Etkisi ve Yahudi Toplumunun Güçlenmesi

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudi nüfusunun büyük bir kısmı Nazi soykırımıyla yok oldu. Holokost’un etkisi, Yahudi toplumu üzerinde derin bir iz bıraktı ve dünya çapında Yahudi devleti kurma fikrini daha da pekiştirdi. 1947 yılında, Birleşmiş Milletler (BM), Filistin’i iki devlete ayırmayı öneren bir plan sundu: Bir Yahudi devleti ve bir Arap devleti. BM’nin bu önerisi, Yahudiler tarafından kabul edilirken, Arap ülkeleri ve Filistinli Araplar tarafından reddedildi. Araplar, Filistin’in bölünmesini kabul etmiyor ve kendi bağımsızlıklarını kazanmak istiyorlardı.
İsrail’in Kuruluşu ve Arap-İsrail Savaşı

14 Mayıs 1948 tarihinde, David Ben-Gurion’un önderliğinde İsrail Devleti ilan edildi. Bu ilan, hemen ardından komşu Arap ülkelerinin İsrail’e saldırmasına yol açtı. 1948 Arap-İsrail Savaşı olarak bilinen bu çatışma, kısa süre içinde İsrail’in galibiyetiyle sonuçlandı. Filistinli Araplar, topraklarının büyük bir kısmını kaybetti. 1948’de başlayan bu savaş, Filistinli mültecilerin sayısının artmasına ve bölgedeki etnik çatışmanın derinleşmesine neden oldu.
1967 Savaşı ve Sonrası: İsrail’in Yayılmacılığı
Altı Gün Savaşı ve Yeni Sınırlar

1967 yılında, İsrail, Arap ülkeleriyle bir kez daha savaşa girdi. Altı Gün Savaşı olarak bilinen bu çatışma, İsrail’in büyük bir zafer kazanarak Batı Şeria, Gazze Şeridi, Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs’ü işgal etmesine yol açtı. Bu zafer, İsrail’in sınırlarını genişletmesine ve Arapların karşısında daha güçlü bir devlet olarak varlık göstermesine imkan sağladı. Ancak, bu işgal, Filistinli halk için daha büyük bir trajediye dönüştü.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Direniş

1960’ların sonlarına doğru, Filistinli Araplar, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi örgütler aracılığıyla direnişe başladılar. Bu örgütler, silahlı mücadelenin yanı sıra, diplomatik alanda da Filistin halkının haklarını savunmaya yönelik faaliyetlerde bulundular. 1970’lerde ve 1980’lerde, Filistinli militan gruplar, özellikle Batı Şeria ve Gazze’de, İsrail’e karşı gerilla savaşı yürüttüler.
Bugün: Kalıcı Çatışma ve Uluslararası Boyut
Oslo Anlaşmaları ve Çözüm Arayışları

1993 yılında, İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında Oslo Anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşma, Filistin’e sınırlı bir özerklik tanırken, iki devletli çözümün önünü açmayı hedefliyordu. Ancak, barış süreci her zaman başarısız oldu. Yeni yerleşim alanlarının kurulması, Gazze’ye yapılan saldırılar, Kudüs’ün statüsü ve mültecilerin durumu gibi temel meseleler hiçbir zaman çözüme kavuşturulamadı.
Bugünün Filistin’i

Günümüzde, Filistin’in geleceği, İsrail ile aralarındaki sürtüşmelerin yanı sıra, iç politik çatışmalarla da şekilleniyor. Batı Şeria ve Gazze arasında bölünmüş olan Filistin, uluslararası arenada genellikle siyasi çözüm arayışlarının bir parçası olsa da, son yıllarda şiddet olayları devam etmekte. İsrail-Filistin çatışması, bir yandan tarihi derinliğiyle ve ideolojik dayanaklarıyla, diğer yandan modern jeopolitik çıkarlarla şekillenen bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
Geçmişin Işığında Bugünün Çatışması

Geçmişin derinliklerine bakarak, bugün yaşanan çatışmaların nedenlerini anlamak mümkün. Savaşlar, yalnızca o dönemin politik ve askeri güç dengeleriyle değil, geçmişin kolektif hafızasıyla şekillenir. Araplar için Filistin, kaybedilen toprakların ve onurlu bir mücadelenin simgesiyken, Yahudiler için İsrail, tarihsel olarak yaşadıkları travmaların ve hayatta kalma mücadelesinin yansımasıdır.

Bugün, hem İsrail hem de Filistin halkı, geçmişin yaralarını hala taşımakta. Her iki taraf da, kendi tarihsel haklarını savunarak çözüm arayışlarına girse de, geçmişin gölgesinde adalet ve barış sağlamak zor görünüyor. Geçmişi anlamak, sadece tarihsel bir görevi değil, aynı zamanda bugünü anlamanın da bir yoludur. Bu çatışma, geçmişin derinliklerinden çıkarak modern dünyadaki jeop

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
ilbet