İçeriğe geç

İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı ne demek ?

Yine bir Istetasarim içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı ne demek”.

İyiliğe İyilik Her Kişinin Kârı, Kötülüğe İyilik Er Kişinin Kârı Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış

İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı ne demek?

“İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı” sözü, toplum içinde sıkça kullanılan ve insan ilişkilerine dair güçlü bir mesaj taşıyan önemli bir atasözüdür. Bu sözün temel anlamı şudur: Bir insan kendisine iyilik yapan birine karşı iyilik gösterirse bu zaten herkesin yapabileceği doğal bir davranıştır. Ancak kendisine zarar veren, haksızlık yapan veya kötü davranan birine karşı bile iyilikle karşılık verebilmek, daha yüksek bir karakter, olgunluk ve erdem göstergesidir.

Buradaki “er kişi” ifadesi geçmiş dönemlerin dil anlayışından gelen bir kavramdır ve günümüzde yalnızca erkeklerle sınırlı bir anlam taşımamalıdır. Asıl anlatılmak istenen; cesaret, vicdan, sabır ve ahlaki güç sahibi olmaktır. Bu nedenle atasözünü günümüz koşullarında toplumsal cinsiyet eşitliği açısından değerlendirirken, erdemin herhangi bir cinsiyete ait olmadığını görmek gerekir. İyilik yapmak, affedebilmek ve adil davranabilmek kadın, erkek ve tüm cinsiyet kimliklerinden insanların sahip olabileceği değerlerdir.

İstanbul gibi milyonlarca insanın farklı yaşam deneyimleriyle bir arada bulunduğu büyük bir şehirde bu sözün anlamını günlük hayatın içinde çok daha net görmek mümkün. Sokakta, otobüste, iş yerinde veya sosyal alanlarda insanların birbirine nasıl davrandığı, toplumdaki dayanışma kültürünü doğrudan etkiliyor.

Günlük hayatta iyilik ve karşılık beklememek

İstanbul’da işe giderken toplu taşımada her gün farklı insan hikâyelerine denk geliyoruz. Sabahın erken saatlerinde yorgun bir şekilde otobüse binen bir temizlik çalışanının, yaşlı bir yolcuya yer verdiğini görmek bu sözün gerçek hayattaki karşılığını gösteren küçük ama değerli bir örnek olabilir.

Bazen insanlar yalnızca kendilerine benzeyen, aynı sosyal çevreden gelen veya aynı düşünceleri paylaşan kişilere karşı daha anlayışlı davranabiliyor. Ancak toplumsal dayanışmanın asıl gücü, farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmemizden geliyor.

Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken farklı ekonomik koşullara, eğitim seviyelerine ve kültürel geçmişlere sahip insanlarla karşılaşıyorum. Bazı insanların hayat boyunca çok fazla dışlanma yaşadığını, buna rağmen başkalarına karşı büyük bir anlayış gösterebildiğini görmek oldukça etkileyici oluyor.

Örneğin ekonomik olarak zor durumda olan bir kişinin, kendisinden daha zor durumda olan başka birine destek olması, iyiliğin yalnızca maddi imkânlarla ilgili olmadığını gösteriyor. Bazen bir insanın verebileceği en büyük destek; dinlemek, anlamaya çalışmak ve yanında olduğunu hissettirmektir.

Kötülüğe iyilik göstermek neden daha zordur?

“Kötülüğe iyilik er kişinin kârı” kısmı, insan psikolojisinin en zorlandığı noktaya dikkat çeker. Bir kişi haksızlığa uğradığında doğal olarak öfke, kırgınlık veya intikam isteği hissedebilir. Bu duygular insan olmanın bir parçasıdır. Ancak buna rağmen karşı tarafın yaptığı hatanın aynısını yapmamak, farklı bir yol seçmek güçlü bir irade gerektirir.

Sosyal adalet açısından baktığımızda bu yaklaşım önemli bir yere sahiptir. Çünkü toplumlarda sürekli olarak karşılıklı zarar verme döngüsü oluştuğunda ayrımcılık, nefret dili ve dışlama daha fazla yayılır. Bir grubun başka bir gruba karşı yaptığı haksızlığa aynı şekilde karşılık vermek, çoğu zaman sorunu çözmez; aksine yeni çatışmalar doğurur.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Kötülüğe iyilik göstermek, yapılan haksızlığı kabul etmek veya sessiz kalmak anlamına gelmez. Sosyal adalet anlayışı, hem insanlara saygılı davranmayı hem de adaletsizliklere karşı durmayı gerektirir.

Bir kişinin kendisine kötü davranan birine karşı sakin kalması, sınırlarını koruması ve yine de insan onuruna uygun davranması mümkündür. Affetmek ile yapılan yanlışı normalleştirmek aynı şey değildir.

Toplumsal cinsiyet açısından iyilik kavramı

Toplumda uzun yıllar boyunca bazı davranışlar kadınlık veya erkeklikle ilişkilendirildi. Güçlü olmak, mücadele etmek veya zor durumlarda dayanıklı kalmak çoğu zaman erkeklerle özdeşleştirildi. Oysa bugün biliyoruz ki empati, dayanışma ve ahlaki cesaret tüm insanların ortak özellikleridir.

“İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı” sözünü toplumsal cinsiyet perspektifinden ele aldığımızda karşımıza önemli bir soru çıkar: Neden iyilik karşısında karşılık vermek sıradan görülürken, affetmek ve yapıcı davranmak daha üstün bir özellik olarak değerlendirilir?

Çünkü gerçek anlamda iyilik bazen kişinin kendi egosunu geri plana bırakmasını gerektirir. Bir kadın çalışan iş yerinde ayrımcı bir davranışla karşılaştığında, bu durumu yalnızca kişisel bir mesele olarak değil, daha geniş bir eşitsizlik problemi olarak değerlendirebilir. Aynı şekilde erkeklerin de toplumsal olarak kendilerine yüklenen sertlik ve duygularını göstermeme baskısını aşarak daha kapsayıcı davranışlar geliştirmesi mümkündür.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, herkesin aynı haklara sahip olması kadar herkesin iyilik, anlayış ve saygı kültürüne katkı sağlayabilmesi anlamına gelir.

Çeşitlilik içinde iyiliğin anlamı

İstanbul’un en önemli özelliklerinden biri farklılıkların bir arada yaşandığı bir şehir olmasıdır. Aynı mahallede farklı kültürlerden gelen, farklı diller konuşan, farklı inançlara sahip insanlar yaşayabilir. Bu çeşitlilik bazen zenginlik oluştururken bazen de önyargıların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Metroda, pazarda veya bir kafede insanların birbirleriyle kurduğu küçük ilişkiler aslında toplumsal bağların temelini oluşturur. Bir yabancıya yol göstermek, yaşlı birine yardım etmek, engelli bir bireyin hayatını kolaylaştıracak küçük bir destek vermek büyük değişimlerin başlangıcı olabilir.

Çalışma hayatında da çeşitlilik önemli bir konudur. Farklı geçmişlerden gelen çalışanların birbirine saygı göstermesi, daha adil ve verimli ortamlar oluşturur. Bir kişinin görünüşü, konuşma tarzı, ekonomik durumu veya kimliği nedeniyle değerlendirilmesi yerine davranışları ve insanlığı üzerinden görülmesi gerekir.

İyilik, tam da burada güçlü bir sosyal araç haline gelir. Çünkü gerçek iyilik ayrım yapmaz.

Sosyal adalet ve dayanışma kültürü

Sosyal adalet yalnızca yasalarla veya kurumlarla sağlanan bir kavram değildir. Günlük hayattaki davranışlarımız da toplumun adalet anlayışını şekillendirir.

Bir otobüste göçmen olduğu için dışlanan bir kişiye destek olmak, engelli bir bireyin erişim hakkını savunmak, iş yerinde ayrımcılığa uğrayan bir çalışma arkadaşının yanında durmak sosyal adaletin günlük hayattaki örnekleridir.

Bazen insanlar “Bana yapılmayan iyiliği neden başkasına yapayım?” diye düşünebilir. Ancak toplumsal değişim çoğu zaman tam da bu düşüncenin aşılmasıyla başlar. Eğer herkes yalnızca kendisine yapılan davranışa göre hareket ederse toplumda güven duygusu zayıflar.

Kötülüğe iyilik göstermek burada pasif bir davranış değil, bilinçli bir seçimdir. Daha iyi bir toplumun mümkün olduğuna inanmak ve bu yönde hareket etmektir.

İstanbul sokaklarından küçük ama anlamlı dersler

Her gün karşılaştığımız küçük olaylar bize insan ilişkileri hakkında çok şey anlatır. Bir esnafın maddi durumu olmayan bir müşteriye yardımcı olması, bir öğrencinin yaşlı birine destek olması veya yoğun trafikte bir sürücünün başka bir sürücüye anlayış göstermesi toplumdaki iyilik zincirinin parçalarıdır.

Bazen de tam tersini görürüz. İnsanların birbirine tahammülsüz davrandığı, farklılıkları nedeniyle başkalarını küçümsediği anlara şahit oluruz. Bu durumlarda önemli olan, aynı sertlikle karşılık vermek yerine daha bilinçli ve yapıcı bir tavır geliştirebilmektir.

Çünkü bir kişinin davranışı yalnızca kendisini değil, çevresindeki insanları da etkiler. İyilik de kötülük de bulaşıcıdır. Hangisinin yayılacağı ise günlük seçimlerimize bağlıdır.

Sonuç: İyilik bir tercih, erdem ise bir duruştur

“İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı” sözü bugün hâlâ güçlü bir anlam taşımaktadır. Bu söz bize, insan olmanın yalnızca bize iyi davrananlara iyi davranmaktan ibaret olmadığını hatırlatır.

Gerçek erdem; farklılıkları kabul edebilmek, haksızlık karşısında adaleti savunmak, öfkeye rağmen insanlığımızı koruyabilmektir. Toplumsal cinsiyet, kültür, ekonomik durum veya yaşam biçimi fark etmeksizin herkes iyiliğin taşıyıcısı olabilir.

Daha eşit, daha kapsayıcı ve daha adil bir toplum kurmak büyük kararlarla değil, çoğu zaman günlük hayattaki küçük davranışlarla başlar. Bir kişiye gösterilen anlayış, bir önyargının kırılması ve bir dayanışma hareketinin başlaması için yeterli olabilir.

İyilik bazen karşılık görmek için değil, nasıl bir insan ve nasıl bir toplum olmak istediğimizi göstermek için yapılır. İşte bu nedenle kötülüğe rağmen iyiliği seçebilmek, insanlığın en değerli kazanımlarından biridir.

Istetasarim olarak “İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı ne demek” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort
https://dolmoney.com.tr https://nedakozmetik.com.tr https://puntoforest.com.tr Sitemap
ilbet